Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • Bir Sağlık Sorununun Girdabında
    Uyanış!—2001 | Şubat
    • Bir Sağlık Sorununun Girdabında

      “Başıma balyoz yemiş gibi oldum.”—John, insanı güçsüz bırakan bir hastalığa yakalandığını öğrendikten sonra bunları söyledi.

      “Korktum.”—Beth, sağlık sorununun ciddiyetinin farkına vardıktan sonra böyle dedi.

      İNSANI iş yapamaz duruma getiren kronik bir hastalığınızın olduğunu ya da bir kazanın yol açtığı hasarların sizi sürekli güçsüz bırakacağını öğrenmek yaşamdaki en acı deneyimlerden biridir. İster hastalığınızla ilgili haberleri sakin bir doktor muayenehanesinde işitmiş olun; ister size zarar veren sağlık sorununuzla koşuşturma içindeki bir acil serviste karşı karşıya kalmış olun, içinde bulunduğunuz duruma muhtemelen inanamazsınız. Yıkıcı bir sağlık sorunuyla altüst olduğunuzda, yaşamda, sizi kıskacına alan güçlü duygularla mücadeleye hazırlayacak hemen hemen hiçbir şey yoktur.

      Sağlıkları yakın zamanda ciddi şekilde bozulmuş kişilere yararlı olabilecek bilgileri toplamak için kendilerini iş yapamaz duruma getiren kronik hastalıklarla yıllardır başarılı şekilde mücadele eden ve farklı ülkelerde yaşayan birkaç kişiyle röportaj yapıldı. Röportaja katılanlara şu gibi sorular soruldu: Ne tür duygular yaşadınız? Bu sorunu atlatmanızda, zihinsel ve duygusal açıdan dengeyi yeniden kurmanızda size ne yardım etti? Yaşamınızda tekrar belli ölçüde kontrol sağlamak üzere hangi adımları attınız? Röportaja katılanlardan doğrudan elde edilen bilgilerin yanı sıra, kronik hastalıkların etkilerini inceleyen araştırmacıların bazı bulguları şu an bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olanların yararlanması için sunulmaktadır.a

      [Dipnot]

      a Bu dergideki makale dizisi özellikle hasta ya da sakatlığı olan kişilere hitap ederken, kapak konusu “Kronik Bir Hastalıkla Ailece Mücadele” olan Haziran 2000 tarihli Uyan! dergisindeki makale dizisi özellikle hastaya bakan kişilere yönelik bilgiler içermektedir.

  • Bir Duygu Girdabıyla Boğuşmak
    Uyanış!—2001 | Şubat
    • Bir Duygu Girdabıyla Boğuşmak

      YAŞLI bir adam şunları anımsıyor: “Ölümcül bir hastalığım olduğu söylendikten sonra, korkularımı bir yana itmeyi denedim; fakat belirsizlik duygusu beni yavaş yavaş tüketti.” Bu adamın sözleri, ciddi bir hastalığın yalnızca fiziksel değil, duygusal bir darbeye de neden olduğuna dikkat çekiyor. Buna rağmen, bu tür darbelerin üstesinden gelen insanlar da var. Onlardan birçoğu, kronik bir hastalıkla başarılı şekilde mücadele etmenin yolları olduğu konusunda sizi ikna etmek isterdi. Ancak neler yapabileceğinizden söz etmeden önce, ilk başta yaşayabileceğiniz bazı duygulara yakından bir göz atalım.

      Hastalığı Kabulenmeme, İnkâr ve Huzursuzluk

      Hissettiğiniz duygular başkalarınınkinden oldukça farklı olabilir. Bununla birlikte, sağlık uzmanları ve hastalar, sağlık sorunu olan insanların, çoğu kez bilinen duyguları yaşadıklarından söz eder. Başlangıçta yaşanan şoku ve hastalığı kabullenmeme duygularını, inkâr duyguları izleyebilir: ‘Doğru olamaz.’ ‘Bir hata olmalı.’ ‘Belki de laboratuvar testlerini karıştırdılar.’ Bir kadın kansere yakalandığını öğrendiğinde gösterdiği tepkiyi anlatırken şöyle dedi: “Bunun bir kâbus olduğuna ve uyandığınızda her şeyin bitmiş olacağına inanmak istersiniz.”

      Bununla birlikte, gerçekler anlaşıldıkça, inkâr huzursuzluğa yol açabilir; bu, yaklaşmakta olan bir bulut gibi üzerinizi kaplayan bir mutsuzluk duygusudur. ‘Ne kadar yaşayacağım?’ ‘Yaşamımın geri kalan kısmını acılar içinde geçirmeye mahkûm muyum?’ gibi sorular zihninizi meşgul edebilir. Geriye dönüp, teşhis konmadan önceki dönemde olmayı isteyebilirsiniz, ama yapamazsınız. Kısa sürede kendinizi, çok sayıda başka acı ve güçlü duyguya yenik düşmüş bulabilirsiniz. Bu duygulardan bazıları nelerdir?

      Belirsizlik, Kaygı, Korku

      Ağır bir hastalık yaşamınıza ciddi belirsizlikler ve kaygılar getirir. Parkinson hastası bir adam, “Durumumun önceden kestirilememesi, bazen yaşamımda çok büyük cesaret kırıklığı yaratıyor” diyor. “Her yeni günün neler getireceğini beklemek ve görmek zorundayım.” Hastalığınız sizi korkutabilir de. Eğer hastalık önceden hiçbir belirti vermeden başlamışsa, sıkıntı yaratan bir korku hissedebilirsiniz. Bununla birlikte, belirtilere yanlış teşhis konduğu için endişeyle geçen uzun yıllardan sonra hastalığınıza teşhis konmuşsa, korkunuz daha da artmış olabilir. İnsanlar sonunda gerçekten hasta olduğunuza ve her şeyi uydurmadığınıza inanacağından, ilk önce bir rahatlama hissi bile duyabilirsiniz. Fakat çok geçmeden, bu rahatlamanın yerini, teşhisle birlikte hastalığın seyri hakkında söylenenlerin korkunç gerçekleşmesi alır.

      Ayrıca, yaşamınız üzerindeki kontrolü kaybetme korkusu da sizi kaygılandırabilir. Özellikle, bağımsızlığa bir dereceye kadar önem veriyorsanız, giderek başkalarına daha fazla bağımlı hale geleceğiniz düşüncesi sizi çok endişelendirebilir. Hastalığınızın yaşamınıza hâkim olmaya ve her hareketinizi belirlemeye başlaması sizi kaygılandırabilir.

      Öfke, Utanç, Yalnızlık

      Kontrolü giderek daha fazla kaybettiğinizi hissetmek öfke duygularına da neden olabilir. Kendinize, ‘Neden ben? Bunu hak edecek ne yaptım?’ diye sorabilirsiniz. Sağlığınıza inen bu darbe haksız ve anlamsız görünebilir. Utanç ve umutsuzluk da ansızın karşınıza çıkabilir. Felçli bir adam şunları anımsıyor: “Tüm bunlar başıma can sıkıcı bir kazadan dolayı geldiği için öyle utanmıştım ki!”

      Soyutlanma da sizi dört bir yandan kuşatabilir. Fiziksel soyutlanma kolayca toplumdan soyutlanmaya yol açar. Hastalığınız nedeniyle evden çıkamaz olduysanız, artık eski dostlarınızla arkadaşlık edemeyebilirsiniz. Yine de insan ilişkilerini her zamankinden daha çok özlersiniz. Başlangıçta çok sık olan ziyaretler ve telefon görüşmeleri sonradan giderek azalır.

      Dostlarınızın çekip gittiğini görmek incitici olduğundan, kendinizi geri çekerek, yaşadığınız bu acı deneyime tepki göstermiş olabilirsiniz. Başkalarıyla tekrar yüz yüze gelmeden önce biraz zamana ihtiyaç duymanız elbette ki normaldir. Ancak bu dönemde, kendinizi başkalarından daha da çok uzaklaştırırsanız, toplumdan soyutlanmadan (başkalarının sizi görmeye gelmediği dönemden) çıkıp, duygusal soyutlanmaya (sizin başkalarını görmek istemediğiniz döneme) girersiniz. Her iki durumda da, yoğun yalnızlık duygularıyla mücadele ediyor olabilirsiniz.a Bazen, bir sonraki gün hayatta kalıp kalamayacağınızı bile merak edebilirsiniz.

      Başkalarından Öğrenmek

      Bununla birlikte bir ümit de var. Yakın zamanlarda bir sağlık sorununa yenik düştünüzse, yaşamınız üzerindeki kontrolü bir dereceye kadar da olsa tekrar elde etmenize yardım edecek pratik adımları atabilirsiniz.

      Kronik sağlık sorununuz ne olursa olsun, bu makale dizisinin onu çözemeyeceği doğrudur. Ancak sunulan bilgiler bu sorunla barışmanıza ve onunla başa çıkmanıza yardım edebilir. Kanserli bir kadın düşüncelerindeki ve duygularındaki ilerlemeyi şöyle özetledi: “Önce olamaz deyip inkâr ettikten sonra çok öfkelendim ve ardından olanaklarımı araştırdım.” Başından aynı şeyler geçmiş olan insanlardan yardım isteyerek ve sahip olduğunuz olanaklardan nasıl yararlanabileceğinizi onlardan öğrenerek, siz de bu araştırmayı yapabilirsiniz.

      [Dipnot]

      a Kişiler bu değişen duyguları elbette değişik düzeylerde ve farklı bir sırayla yaşarlar.

      [Sayfa 5’teki pasaj]

      Kendinize ‘Neden ben? Bunu hak edecek ne yaptım?’ diye sorabilirsiniz

  • Hastalıkla Mücadelenizde Nasıl Başarılı Olabilirsiniz?
    Uyanış!—2001 | Şubat
    • Hastalıkla Mücadelenizde Nasıl Başarılı Olabilirsiniz?

      MUHTEMELEN yoğun duygular içindesiniz; bunların gayet haklı duygular olduğundan kuşkunuz olmasın. Hastalığınız ya da rahatsızlığınız fiziksel bir olgu olabilirse de, zihniniz bu hastalığın sizde zorla meydana getirdiği değişikliklere direnir. Sanki siz ve hastalığınız halat çekme oyunu oynuyorsunuzdur; önceki halinizle gelecekteki durumunuz arasında bir çekişme varmış gibi görünebilir. Ve şu an için hastalığınız, üstünlüğü ele geçirmiş gibi görünebilir. Fakat durumu tersine çevirebilirsiniz. Nasıl?

      Psikolog Dr. Kitty Stein şunu belirtiyor: “Hastalık insanda bir kayba yol açtığında, bir ölüm olayındaki duygular hissedilir.” Bu nedenle, sevdiğiniz biri öldüğünde yaptığınız gibi, sağlığınız gibi değerli bir şeyi kaybettiğinizde de kederlenmeniz ve ağlamanız normaldir. Aslında, sağlığınızdan daha fazlasını kaybetmiş olabilirsiniz. Bir kadın şöyle anlatıyor: “İşimi bırakmalıydım. . . . . Benim için her zaman bir zevk olan bağımsızlığımdan vazgeçmeliydim.” Hatta, kayıplarınızı tümüyle ele alıp değerlendirin. Mültipl skleroz hastalığı olan Dr. Stein şunları ekliyor: “Kaybedilenler için kederlenmelisiniz; fakat aynı zamanda, hâlâ var olan olanakları da bilmelisiniz.” Gerçekten de, ilk gözyaşlarıyla mücadele ettikten sonra, sahip olduğunuz önemli olanakların hâlâ zarar görmemiş olduğunu göreceksiniz. Her şeyden önce, ayarlamalar yapma yeteneğinizi kaybetmediniz.

      Bir gemici fırtınayı kontrol edemez; ancak teknesinin yelkenlerini ayarlayarak fırtınayı atlatabilir. Benzer şekilde, yaşamınıza bir fırtına gibi giren bu hastalığı kontrol edemezsiniz; ancak, “yelkenlerinizde” yani, fiziksel, zihinsel ve duygusal olanaklarınızda ayarlamalar yaparak onunla başa çıkabilirsiniz. Öyleyse kronik hastalığı olan başkalarının bunu yapmasına hangi şey yardım etti?

      Hastalığınız Hakkında Bilgi Edinin

      Birçok kişi teşhisin yarattığı ilk şoku atlattıktan sonra, üzücü gerçeği bilmenin belirsiz bir korkuyla karşılaşmaktan daha iyi olduğunu anlamaya başlar. Korku sizi kımıldayamaz hale getirse de, başınıza gelenleri bilmeniz yapabileceklerinizi düşünmenize yardım edebilir ve bizzat bilginin çoğu kez olumlu bir etkisi vardır. Stanford Üniversitesi’nden Dr. David Spiegel şunu belirtiyor: “Sizi kaygılandıran herhangi bir şeyin üstesinden gelmek için bir plan hazırladığınızda kendinizi çok daha iyi hissettiğinize dikkat edin. Siz aslında bir şey yapmadan çok önce, yapacaklarınızı planlayarak kendinizi rahatsız eden duyguyu azaltırsınız.”

      Durumunuz hakkında daha fazla bilgi sahibi olma ihtiyacı duyabilirsiniz. Bir Mukaddes Kitap özdeyişinin söylediği gibi, “bilgili adam kuvvet artırır.” (Süleymanın Meselleri 24:5) Yatalak bir hasta şunu öğütlüyor: “Kütüphaneden kitaplar alın. Hastalığınız hakkında ne öğrenebilirseniz öğrenin.” Mevcut tedaviler ve mücadele yöntemleri hakkında bilgi sahibi oldukça, durumunuzun belki de korktuğunuz kadar kötü olmadığını görebilirsiniz. Hatta iyimser olmak için bazı nedenler bulabilirsiniz.

      Asıl hedefiniz bu olmasa da, muhakeme gücünüzü kullanarak hastalığınızı anlamaya çalışın. Dr. Spiegel şöyle diyor: “Hastalığı kabullenme, onun hakkında anlayış kazanma ve onun gerçek yüzünü görme gibi çabalardan oluşan önemli sürecin bir kısmı bilgi toplamadır. Yaşamınızın bitmediğini, ancak değişmekte olduğunu kabul etmek hassas ve çoğu kez yavaş bir süreçtir. Fakat bu bir ileri adımı, yani hastalığınızı mantıken anlamaktan duygusal olarak kabul etmeye doğru atılan adımı atabilirsiniz. Nasıl?

      Hassas Bir Denge Kurmak

      Hastalığınızı kabul etmenin ne anlama geldiği hakkındaki görüşünüzü düzeltmeniz gerekebilir. Bununla birlikte, bir gemicinin fırtınaya yakalandığı gerçeğini kabul etmesinin bir zayıflık belirtisi olmadığı gibi, hasta olduğunuzu kabul etmeniz de bir zayıflık belirtisi değildir. Bunun yerine, fırtına konusunda gerçekçi olması gemiciyi harekete geçmeye yöneltir. Aynı şekilde, hastalığınızı kabul etmeniz zayıflık değildir; fakat kronik hastalığı olan bir kadının söylemiş olduğu gibi, bu “yeni bir yönde ilerlemek” anlamına gelir.

      Fiziksel yetenekleriniz azalmış olsa da, zihinsel, duygusal ve ruhi niteliklerinizin mutlaka etkilenmesi gerekmediğini kendinize hatırlatmanız gerekebilir. Örneğin, faaliyetlerinizi ya da olayları sistemli şekilde düzenleyecek ve kendinizi ikna edecek zekâ ve yeteneğe hâlâ sahip misiniz? Belki de hâlâ sıcak şekilde gülümsüyor, başkalarına özen gösteriyorsunuz; ayrıca iyi bir dinleyici ve gerçek bir dost olma yeteneğine sahipsiniz. Ve en önemlisi, Tanrı’ya hâlâ iman ediyorsunuz.

      Ayrıca unutmayın ki, tüm koşulları değiştiremeseniz de bunlara nasıl tepki göstereceğinizi belirleme yeteneğine hâlâ sahipsiniz. Ulusal Kanser Enstitüsü’nden Irene Pollin şunları söylüyor: “Hastalığınıza vereceğiniz tepkilerden siz sorumlusunuz. Hastalığınız neyi gerektirirse gerektirsin bu güce sahipsiniz.” İlerlemiş mültipl sklerozlu, 70 yaşındaki Helen adlı bir kadın şunu doğruluyor: “Dengeyi tekrar kurup kurmadığınızı belirleyen, büyük ölçüde hastalığınız değil, hastalığınıza verdiğiniz tepkidir.” Yıllardır sakatlığıyla mücadele eden bir adam şöyle diyor: “Olumlu bir tutum, gemiyi dik tutan karina gibidir.” Gerçekten de, Süleymanın Meselleri 18:14’te belirtildiği gibi “İnsanın ruhu onun hastalığını taşır (hastalığına katlanabilir); fakat kırılmış ruh — kim onu kaldırabilir?”

      Kontrolü Tekrar Ele Almak

      Duygusal dengenizi tekrar kazandıkça, ‘Bu neden benim başıma geldi?’ gibi sorular yerini ‘Mademki bu benim başıma geldi, şimdi ne yapacağım?’ gibi sorulara bırakır. Bu aşamada, şimdiki durumunuzun dışına çıkmak için başka adımlar atmayı da seçebilirsiniz. Bunlardan birkaçını ele alalım.

      Koşullarınızı değerlendirin; değiştirmeniz gereken şeyleri düşünün ve sonra değiştirilebilecek şeyleri farklı şekilde yapmayı deneyin. Dr. Spiegel şunu söylüyor: “Hastalığınız yaşamınızı yeniden değerlendirmeniz için bir fırsattır; bu bir ölüm haberi değil, uyandırma sesidir. Kendinize ‘Hastalığımdan önce benim için hangi şey önemliydi? Bu nasıl değişti?’ diye sorun. Bu soruları artık yapamayacağınız şeyleri saptamak için değil, belki de farklı şekilde hâlâ yapabileceğiniz şeyleri belirlemek için sorun. Örneğin, daha önce sözü edilen Helen’i ele alalım.

      Geçen 25 yıldır, mültipl skleroz kaslarını zayıflattı. Önceleri yürümek için bir yürüteç kullanmaya başladı. Sonradan sağ elini kontrol edemez olduğunda sol elini kullanmaya başladı. Daha sonra, sol eli de kuvvetten düştü. Ardından, yaklaşık sekiz yıl önce artık yürüyememeye başladı. Şimdi onu başkalarının yıkaması, yedirmesi ve giydirmesi gerekli. Bu duruma üzülüyor; fakat yine de şunları söylüyor: “Sloganım hâlâ aynı, ‘Yapmaya alışık olduklarını değil, yapabileceklerini düşün.’ ” Helen kocasının ve onu ziyaret eden hastabakıcıların yardımının yanı sıra, kendisine ait bazı yaratıcı fikirlerin yardımıyla da, her zaman zevk aldığı faaliyetlerden bazılarına devam etmeyi beceriyor. Örneğin, Mukaddes Kitabın gelmekte olan barış dolu yeni bir dünyayla ilgili vaadini başkalarıyla paylaşmak, 11 yaşından beri yaşamının önemli bir parçası olmuştu ve bunu hâlâ her hafta yapıyor. (Matta 28:19, 20) Helen bunu nasıl yaptığını şöyle anlatıyor:

      “Beni ziyarete gelen bir hastabakıcıdan gazeteyi benim için tutmasını istiyorum. Birlikte, ölüm ilanlarını okuyoruz ve bazılarını seçiyoruz. Sonra hastabakıcıya düşüncelerimi anlatıyorum; o da ölen kişinin akrabalarına bu düşünceleri içeren mektubu daktiloyla yazıyor. Bu mektupla birlikte Mukaddes Kitabın teselli edici dirilme ümidini anlatan Sevdiğiniz Biri Öldüğündea küçük kitabını da gönderiyorum. Bunu her pazar öğleden sonra yapıyorum. Tanrı’nın Gökteki Krallığının iyi haberini başkalarıyla hâlâ paylaşabilmek beni mutlu ediyor.”

      Mantıklı ve erişilebilir hedefler koyun. Helen’in değiştirilebilecek şeyleri değiştirmeye çalışmasının bir nedeni, bu sayede hedefler koyup onlara erişebilmesidir. Bu sizin için de önemlidir. Neden? Çünkü hedefler koymak zihninizi geleceğe yönlendirir ve hedeflere erişmek sizde bir başarı duygusu uyandırır. Bu, bir ölçüde özgüveninizi tekrar kazanmanızı da sağlayabilir. Ancak, belirli bir hedef koyduğunuzdan emin olun. Örneğin şuna karar verebilirsiniz: ‘Bugün Mukaddes Kitaptan bir bap okuyacağım.’ Aynı zamanda kendiniz için gerçekçi hedefler koyun. Fiziksel ve duygusal yapınız uzun süredir hastalık çeken başkalarından farklı olabileceğinden, onların erişebildikleri hedeflerin aynısına erişemeyebilirsiniz.—Galatyalılar 6:4.

      Hollanda’da yaşayan Lex, “Bir hedef ne kadar küçük görünürse görünsün, ona erişmek sizi daha fazlasını yapmaya teşvik eder” diyor. Lex 20 yıldan fazla bir zaman önce, 23 yaşındayken felç olmasına yol açan bir kaza geçirdi. Bu kazadan sonra yapılan pek çok fizik tedavi seansı boyunca, ondan, yüzünü bir elbeziyle silmek gibi hedefler koyması ısrarla istendi. Bunları yapmak bezdiriciydi; fakat başardı. Bu hedefe ulaşmayı başardığını fark edince, diş macunu tüpünü kendi başına açıp kapatmak hedefini koydu. Ve yine başardı. Lex, “Bu benim için kolay olmadıysa da, . . . . mümkün olduğunu düşündüğümden daha fazlasını yapabildiğimi gördüm” diyor.

      Gerçekten Lex, karısı Tineke’nin desteğiyle daha büyük hedeflere erişti. Örneğin şimdi, Mukaddes Kitap bilgisini başkalarıyla paylaşmak için Tineke’nin eşliğinde tekerlekli sandalyede evden eve hizmetine çıkıyor. Aynı zamanda, kendisiyle Mukaddes Kitap tetkiki yapan ve ağır sakatlığı olan bir adamı teşvik etmek için her hafta ziyaret ediyor. Lex, “Başkalarına yardım etmek bana çok doyum veriyor” diyor. Mukaddes Kitabın da onayladığı gibi, “Vermek almaktan daha mutludur.”—Resullerin İşleri 20:35.

      Siz de başkalarına yardım etmek üzere hedefler koyabilir misiniz? Sorunlarınız sizi, başkalarının çektiği acılara karşı daha hassas bir hale getireceğinden, hasta ya da rahatsız olmanız özellikle becerikli bir tesellici olmanıza yardım edebilir.

      Başka insanlarla ilişkide olun. Tıbbi araştırmalar sosyal ilişkilerin sağlığınız için iyi olacağını gösteriyor. Ancak tersi de doğrudur. Bir araştırmacı, “Toplumdan soyutlanma ve ölüm oranı arasındaki bağlantı, sigara . . . . ve ölüm oranı arasındaki bağlantı kadar . . . . güçlüdür” diyor. Şunları ekliyor: “Sosyal ilişkilerinizi düzeltmeniz, sağlığınız için sigarayı bırakmanız kadar önemli olabilir.” Bu araştırmacının, sosyal ilişkilerimizi sürdürme becerimizin “hayatta kalmak için çok değerli olduğu” sonucuna varmasına şaşmamalı!—Süleymanın Meselleri 18:1.

      Bununla birlikte önceki makalede söz edildiği gibi, sorun dostlarınızdan bazılarının ziyaretlerini kesmesi olabilir. Kendi iyiliğiniz için, giderek artan soyutlanmaya karşı koymalısınız. Fakat nasıl? Buna, sizi ziyaret etmeleri için dostlarınızı davet ederek başlayabilirsiniz.

      Size yapılan ziyaretleri hoş bir deneyim haline getirin.b Bunu hastalığınız hakkındaki sohbetinizi sınırlı tutarak yapabilirsiniz; böylece, ziyaretçileriniz hastalığınızla ilgili şeyleri duymaktan usanmazlar. Kronik hastalığı olan bir kadın bu sorunu, kocasıyla hastalığı hakkında yaptığı sohbetlere sınırlı bir zaman ayırarak çözdü. “Bunu sınırlamak zorundaydık” diyor. Gerçekten de, hastalığınız paylaşabileceğiniz başka şeyleri engellememeli. Bir ziyaretçi yatalak olan arkadaşıyla sanat, tarih ve Yehova Tanrı’ya iman etme nedenleri hakkında sohbet ettikten sonra şöyle dedi: “Hastalığının kişiliğine hâkim olmasına izin vermedi. Onunla sohbet etmek harikaydı.”

      Sağlıklı bir mizah duygusuna sahip olmayı sürdürürseniz, dostlarınız sizi ziyaret etmekten keyif alacak. Bunun yanında, gülmek size kişisel olarak da yarar sağlar. Parkinson hastalığı olan bir adam şöyle diyor: “Mizah birçok durumda ve birçok durumla başa çıkmanıza yardım eder.” Gerçekten, gülmek etkili bir ilaç olabilir. Süleymanın Meselleri 17:22 şöyle der: “Sevinçli yürek iyi ilaçtır.” Birkaç dakika gülmek bile iyi gelecektir. Ayrıca, kendisinin de kronik bir hastalığı olan yazar Susan Milstrey Wells, “denediğimiz bazı ilaçlardan farklı olarak, gülmek tamamen güvenilir, zehirsiz ve eğlencelidir” diyor. “Güldüğümüzde berbat ruh halimiz dışında hiçbir şey kaybetmeyiz.”

      Stresi azaltmanın yollarını arayın. Araştırmalar, stresin bir hastalığın fiziksel belirtilerini daha kötü bir hale getirdiğini, stresin azalmasının ise bu belirtilerin daha katlanılabilir olmasına yardım ettiğini doğruluyor. Bu nedenle, zaman zaman yaşamınızda değişiklikler yapın. (Vaiz 3:1, 4) Hastalığınızı yaşamınızın odak noktası haline getirmeyin. Hastalığınız nedeniyle evden çıkamaz bir durumdaysanız, sakin bir müzik dinleyerek, kitap okuyarak, uzun uzun banyo yaparak, mektup ya da şiir yazarak, resim yaparak, bir müzik aleti çalarak, güvendiğiniz bir dostla sohbet ederek ya da benzer faaliyetlerle meşgul olarak, duygularınızın yol açtığı baskıyı azaltmayı deneyebilirsiniz. Bu, sorununuza kalıcı bir çözüm sağlamayacaksa da, geçici olarak rahatlatabilecektir.

      Hareket edebiliyorsanız yürüyüş yapın, alışverişe gidin, bahçeyle uğraşın, araba kullanın ya da eğer mümkünse tatile gidin. Hastalığınız nedeniyle yolculuğa çıkmanın daha zorlaşabileceği doğrudur; ancak, önceden hazırlık ve bazı ayarlamalar yaparak engellerin üstesinden gelinebilir. Örneğin daha önce sözü edilen Lex ve Tineke, yurtdışına yolculuk yapmayı başardı. Lex, “İlk başta biraz gergindik; fakat şahane bir tatil yaptık!” diyor. Gerçekten, hastalığınız yaşamınızın bir parçası olabilir; ancak yaşamınıza hâkim olmamalıdır.

      İmanınızdan güç alın. İsa’nın gerçek takipçileri arasında, ciddi rahatsızlıklarla mücadelede başarılı olan birçok kişi Yehova Tanrı’ya imanları ve aynı zamanda cemaatle ilişkilerinin, sürekli teselli ve kuvvet kaynakları olduğunu söylüyorlar.c Bu kişilerin duanın, Mukaddes Kitabı tetkik etmenin, gelecek hakkında derin düşünmenin ve İbadet Salonundaki ibadetlere katılmanın değeri hakkındaki bazı sözleri aşağıda bulunuyor.

      ● “Hâlâ zaman zaman bunalıma giriyorum. Böyle olduğunda Yehova’ya dua ediyorum; O elimden geleni yapmaya devam etme kararlılığımı canlı tutuyor.”—Mezmur 55:22; Luka 11:13.

      ● “Mukaddes Kitabı okumak ve okuduklarım üzerinde derin düşünmek iç huzurumu korumama muazzam şekilde yardım ediyor.”—Mezmur 63:5; 77:11, 12.

      ● “Mukaddes Kitap tetkiki gerçek yaşamın önümüzde olduğunu ve sonsuza dek sakat kalmayacağımı hatırlatıyor.”—İşaya 35:5, 6; Vahiy 21:3, 4.

      ● “Mukaddes Kitapta vaat edilen geleceğe iman etmek bana, her gün yaşamla mücadele etme gücü veriyor.”—Matta 6:33, 34; Romalılar 12:12.

      ● “İbadet Salonundaki ibadetlerde bulunmak zihnimin hastalığım üzerinde değil, olumlu şeyler üzerinde odaklanmasını sağlıyor.”—Mezmur 26:12; 27:4.

      ● “Cemaatteki kardeşlerin teşvik edici arkadaşlığı beni sevindiriyor.”—Resullerin İşleri 28:15.

      Mukaddes Kitap bize şu güvenceyi verir: “RAB iyidir, sıkıntı gününde hisardır; ve kendisine sığınan adamları bilir.” (Nahum 1:7) Yehova Tanrı’yla yakın bir ilişkiye sahip olmak ve İsa’nın takipçilerinin cemaatindeki kardeşlerle arkadaşlık etmek, teselli ve kuvvet kaynaklarıdır.—Romalılar 1:11, 12; II. Korintoslular 1:3; 4:7.

      Kendinize Zaman Ayırın

      Kronik hastalığın etkileriyle başa çıkmalarında kişilere yardım eden bir sosyal hizmet görevlisi, ağır hastalığınız ya da sakatlığınızla yaşamayı başarmanız, “birdenbire değil, zamanla olan” bir süreçtir diyor. Başka bir uzman da, “tümüyle yeni bir beceriyi, yani ciddi bir hastalıkla başa çıkmayı” öğrenmeniz için kendinize zaman ayırmanızı tavsiye ediyor. İyimser bir tutumunuz olsa bile, hastalığınızın etkileri sizi yıprattığında, kötü günler ya da haftalar geçirebileceğinizin farkında olun. İlerlemeyi ancak zamanla görebilirsiniz. Şunları söyleyen bir kadın için de durum böyleydi: “Kanseri bile düşünmeden bütün bir günü geçirdiğimi fark ettiğimde çok heyecanlandım. . . . . Bir süre önce, bunun mümkün olacağını asla düşünmüyordum.”

      Bunu izleyen makalenin de örneklediği gibi, gerçekten başlangıçtaki korkularınızdan kurtulduktan ve önünüze yeni hedefler koyduktan sonra, hastalığınızla nasıl başa çıkabildiğinize şaşırabilirsiniz.

      [Dipnotlar]

      a Kule Kitapları tarafından yayımlanmıştır.

      b Ziyaretçilere nasıl davranacağınız konusundaki bu öneriler eşinize, çocuklarınıza ya da bakıcınıza davranış tarzınız konusunda elbette daha da geçerlidir.

      c Pek çok tıbbi araştırmanın, imanın sağlık ve bedensel rahatlığı artırdığını bildirmesi ilginçtir. Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Profesör Dale Matthews’a göre, “iman etkeninin değeri kanıtlanmıştır.”

      [Sayfa 7’deki resim]

      Hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmanız onu kabullenmenize yardım edebilir

      [Sayfa 8’deki resim]

      Helen başkalarının yardımıyla teşvik edici mektuplar yazıyor

      [Sayfa 8’deki resim]

      “Tanrı’nın Gökteki Krallığının iyi haberini başkalarıyla paylaşmak beni mutlu ediyor”

      [Sayfa 9’daki resimler]

      “Felçli olmama rağmen, mümkün olduğunu düşündüğümden daha fazlasını yapabildiğimi gördüm.”—Lex

  • Nükseden Hastalıklarla Başa Çıkmak Üzere Hedefler Koymak
    Uyanış!—2001 | Şubat
    • Nükseden Hastalıklarla Başa Çıkmak Üzere Hedefler Koymak

      WİLLİAM (BİLL) MEİNERS ve karısı Rose, New York’ta LaGuardia Havaalanı yakınlarındaki bir apartman dairesinde oturuyor. 70’li yaşların ortalarında, kibar bir ev sahibesi olan Rose ziyaretçisini evinde neşeyle karşılıyor. Bu eve gelen biri, rahat oturma odasının onun neşeli mizacını yansıttığını hemen fark eder. Giriş kapısının yanında göz alıcı şekilde düzenlenmiş çiçekler ve duvarlardaki renkli tablolar, onların sevincini ve yaşamdan aldıkları zevki ifade ediyor.

      Oturma odasından sonraki aydınlık odada, 77 yaşındaki Bill sırtını ayarlanabilir bir şilteye dayamış yatakta yatıyor. Ziyaretçisi olduğunu görünce, sevecen gözleri ışıldıyor ve dudakları kocaman bir gülümsemeyle açılıyor. Ayağa kalkmak, el sıkışmak ve kucaklaşmak istiyor; ancak yapamıyor. Çünkü Bill’in sol kolu dışında vücudunun boynundan aşağısı felçli.

      Bill’in 26 yaşından beri sağlık sorunları olduğundan, ona yarım yüzyılı aşkın bir süredir hastalıklarla başa çıkmasına hangi şeyin yardım ettiği soruldu. Bill ve Rose, sanki gülünç bir durum varmış gibi bir ifadeyle birbirlerine bakıyorlar. Rose odayı dolduran içten bir kahkaha attıktan sonra, “Biz hasta birini tanımıyoruz!” diyor. Bill’in gözleri mutlulukla parlıyor; kıkır kıkır gülüyor ve başını sallayarak Rose’u onaylıyor. Gırtlaktan gelen bir sesle, duraksayarak “burada hiç kimse hasta değil” diyor. Rose ve Bill daha neşeli sözler söyleyerek havayı değiştiriyorlar ve çok geçmeden kahkahalar odayı dolduruyor. Bill ve Rose’un, Eylül 1945’te tanıştıklarında birbirlerine duydukları sevginin bugün hâlâ çok canlı olduğu açık. Bill’e bu kez şu soruldu: “Cidden, hangi hastalıklarla sürekli uğraşmak zorunda kaldınız ve bunlarla başa çıkmanıza ve yaşamla ilgili neşeli bir bakış açısını korumanıza hangi şey yardım etti?” Nezaketle biraz zorladıktan sonra Bill başından geçenleri anlatmaya razı oluyor. Aşağıda yazılı olanlar Bill ve karısıyla yapılmış birkaç sohbetten seçilmiş pasajlardır.

      Hastalık Nüksediyor

      Bill, Rose’la evlendikten üç yıl ve kızları Vicki’nin doğumundan üç ay sonra, Ekim 1949’da ses tellerinden birinde kanserli bir kütlenin gelişmiş olduğunu öğrendi ve bu tümör çıkarıldı. Birkaç ay sonra Bill’in doktoru hastalığın nüksettiğini bildirdi: kanser tüm gırtlağa yayılmıştı. Bill “Eğer, larenjektomi ameliyatıyla gırtlağımın tümü çıkarılmazsa, sadece iki yıl yaşayacağım söylendi” diyor.

      Bill ve Rose’a bu ameliyatın sonuçlarının neler olacağı anlatıldı. Gırtlak, dil kökünden soluk borusunun başlangıcına kadar uzanır. Gırtlağın içinde iki ses teli vardır. Hava akciğerlerden çıkarken bu ses tellerinin arasından geçer; ses telleri titreşir ve konuşma seslerini meydana getirir. Gırtlak çıkarıldığında, soluk borusunun üst kısmı boynun ön tarafına açılan kalıcı bir delikle birleştirilir. Hasta ameliyattan sonra bu delik aracılığıyla soluk alır; ancak sesini kaybeder.

      Bill “Bu açıklamayı duyduğumda çok öfkelendim” diyor . “Küçük bir kızımız, iyi bir işim ve yaşamımızla ilgili büyük beklentilerimiz vardı; fakat şimdi ümit etmiş olduğum her şey boşa gitmişti.” Ancak larenjektomi yaşamını kurtarabileceğinden, Bill bu ameliyata razı oldu. Bill şunları anlatıyor: “Ameliyattan sonra yutkunamıyordum. Bir sözcük bile söyleyemiyordum; konuşamaz duruma gelmiştim.” Rose kendisini ziyaret ettiğinde, Bill sadece not defterine sözcükler yazarak iletişim kurabiliyordu. Sıkıntılı bir dönemdi. Nükseden bu hastalıkla başa çıkmak için yeni hedefler koymak zorundaydılar.

      Konuşamama ve İşsizlik

      Larenjektomi Bill’i yalnızca konuşamaz duruma getirmedi, işsiz de bıraktı. O bir makine atölyesinde çalışıyordu; ancak şimdi sadece boynundaki bir delik aracılığıyla soluk alabildiği için toz ve pis kokulu gazlar akciğerlerine zarar verebilirdi. Başka bir iş bulması gerekiyordu. Hâlâ konuşamadığı halde, saat yapımını öğrenmek için bir okula kaydoldu. Bill “Eski işime benziyordu” diyor. “Makine parçalarını nasıl monte edeceğimi biliyordum. Saat yaparken de parçaları bir araya getirirsiniz; yalnız bu parçalar 25 kilo ağırlığında değildirler!” Bill saatçilik okulunu bitirdikten sonra, saatçi olarak iş bulmuştu. Bir hedefe erişilmişti.

      Bu arada Bill, yemek borusundan konuşma derslerine katılmaya da başlamıştı. Yemek borusundan konuşurken çıkan ses, ses telleriyle değil, yemek borusundaki (yiyecekleri boğazdan mideye kadar taşıyan boru) titreşimlerle meydana gelir. Bunu yapabilmek için, önce havayı yutmayı ve onu aşağıya, yemek borusuna zorla indirmeyi öğrenmek gerekir. Sonra, hava kontrollü şekilde geğirerek çıkarılır. Hava çıktıkça, yemek borusunun duvarlarında titreşime neden olur. Bu durum, kişinin konuşmak için ağzı ve dudaklarıyla eklemleyebildiği gırtlaktan gelen bir ses meydana getirir.

      Bill gülümseyerek “Eskiden sadece fazla yediğimde geğirirdim” diyor. “Fakat geğirmeyi ve bunu sürekli yapmayı öğrenmek zorundaydım. Başlangıçta, arada bir sadece bir sözcük söyleyebiliyordum. Örneğin, “[soluk al, yut, geğir] Na [soluk al, yut, geğir] sıl [soluk al, yut, geğir] sınız?’ Bu kolay değildi. Sonra, öğretmenim çok miktarda zencefilli gazoz içmemi söyledi; çünkü gaz kabarcıkları geğirmeme yardım edebilirdi. Böylece, Rose Vicki’yi alıp yürüyüşe çıktığında, defalarca gazoz içip geğirirdim. Bu konuda çok çalıştım!”

      Larenjektomi ameliyatı geçiren hastaların yaklaşık yüzde 60’ı yemek borusundan konuşmayı çok iyi öğrenemezken, Bill ilerleme kaydetti. Vicki yaklaşık iki yaşındayken farkında olmadan onu harekete geçirdi. Bill şöyle söylüyor: “Vicki benimle konuşuyordu ve bir yanıt bekleyerek yüzüme bakıyordu. Fakat yanıt olarak bir sözcük bile söyleyemiyordum. Bunun üzerine, daha fazla konuşuyordu; fakat yine yanıt alamıyordu. Vicki kızarak karıma dönüp şöyle demişti: ‘Babamı benimle konuştur!’ Onun bu sözleri içime işledi ve tekrar konuşmaya karar vermeme neden oldu.” Bill, Vicki’yi, Rose’u ve başkalarını sevindirmek için bunu başardı. Böylece bir hedefe daha erişilmişti.

      Bir Darbe Daha

      Bill ve Rose 1951 yılının sonlarında yeni bir açmazla yüz yüze geldiler. Kanserin yineleyeceğinden korkan doktorlar, Bill’e ışın tedavisi uygulanmasını tavsiye ettiler. Bill kabul etti. Bu tedavi bittiğinde, yaşamını kaldığı yerden devam ettirmek istiyordu. Sağlığına başka bir darbenin daha inmekte olduğunu fark etmemişti!

      Yaklaşık bir yıl geçti. Bir gün, Bill’in parmakları uyuşmaya başladı. Ardından merdivenleri çıkamamaya başladı. Sonra çok geçmeden, yürürken yere düşmeye ve ayakları üzerinde doğrulamamaya başladı. Yapılan testler, Bill’e uygulanmış olan ışın tedavisinin (o dönemde ışın tedavisi bugünkü kadar dikkatli yapılmıyordu) omuriliğine zarar vermiş olduğunu ortaya çıkardı. Bill sağlık durumunun kötüleşeceğini öğrendi. Hatta bir doktor ona hayatta kalma şansının “hiç olmadığını” söyledi. Bill ve Rose mahvolmuştu.

      Yine de Bill, bu engeli aşma çabasıyla altı ay boyunca fizik tedavi görmek üzere bir hastaneye yattı. Bu tedavi onun fiziksel durumunu değiştirmediyse de, hastanede kalmak yaşamının seyrini değiştirdi; bu değişiklik, sonunda Yehova’yı tanımasına yol açacaktı. Bu nasıl oldu?

      Nükseden Hastalıkların Nedenini Kavramanın Verdiği Güç

      Bill bu altı ay boyunca, bir Musevi hastanesinde hepsi Ortodoks Yahudi olan 19 felçli erkekle aynı odayı paylaştı. Bu adamlar her öğleden sonra Mukaddes Kitaptan söz ediyorlardı. Kiliseye sürekli giden bir Baptist olan Bill sadece dinledi. Ancak hastaneden ayrılacağı sırada Mutlak Güce Sahip Tanrı’nın tek kişi olduğu ve Üçlük öğretisinin Mukaddes Kitapla çeliştiği sonuçlarını çıkarmaya yetecek kadar şey işitmişti. Sonuçta Bill kilisesine asla geri dönmedi. Ancak, yaşamdaki engellerle başa çıkmak için ruhi rehberliğin gerekli olduğunu anlamıştı. Bill “Tanrı’dan yardım istemeye devam ettim ve dualarım yanıtlandı” diyor.

      Eskiden Bill’in komşusu olan, yaşlı Roy Douglas, Bill’in kötü durumda olduğunu duymuştu; 1953’te bir cumartesi günü onu ziyaret etti. Roy Yehova’nın Şahidiydi ve Bill’den Mukaddes Kitabı kendisiyle birlikte incelemesini istedi. Bill kabul etti. Mukaddes Kitaptan ve “Let God Be True”a (Tanrı Hak Olsun) kitabından okudukları Bill’in gözlerini açmıştı. Öğrendiklerini Rose’la paylaşıyordu; o da incelemeye katıldı. Rose şunları anımsıyor: “Kilisede bize hastalığın Tanrı’dan gelen bir ceza olduğu öğretilmişti; ancak Mukaddes Kitabı incelediğimizde bunun gerçek olmadığını gördük. Çok rahatladık.” Bill şunları ekliyor: “Mukaddes Kitaptan, hastalığım da dahil tüm sıkıntıların nedenini ve daha iyi bir geleceğin olacağını öğrenmek, durumumu kabullenmemize yardımcı oldu.” 1954’te Bill ve Rose başka bir hedefe daha erişmişti. Her ikisi de Yehova’nın Şahidi olarak vaftiz edildi.

      Daha Fazla Ayarlama

      Bu arada, Bill’in felci öylesine ilerlemişti ki, artık işinde çalışamıyordu. Bill ve Rose evin geçimini sağlamak için rolleri değiştirdiler: Bill, Vicki ile evde kalıyordu; Rose da saat yapan şirkette çalışmaya başlamıştı. Rose 35 yıl bu işi yaptı!

      Bill şunları anlatıyor: “Kızımızla ilgilenmek bana çok sevinç veriyordu. Küçük Vicki de bundan hoşlanıyordu. Karşılaştığı herkese kıvançla ‘Babama bakıyorum!’ diyordu. Daha sonra okula gitmeye başladığında ev ödevlerine yardım ediyordum ve birlikte sık sık oyun oynuyorduk. Ayrıca, ona Mukaddes Kitap eğitimi vermek için güzel bir fırsata sahip olmuştum.

      Bill ve ailesi için İbadet Salonundaki ibadetlere katılmak başka bir sevinç kaynağıydı. Evden İbadet Salonuna topallayarak gitmek Bill’in bir saatini alıyordu; ancak ibadetleri kaçırmıyordu. Şehrin başka bir kısmına taşındıktan sonra Bill ve Rose küçük bir araba satın aldılar; aileyi İbadet Salonuna Rose götürüyordu. Bill sadece kısa süre konuşabilmesine rağmen, Konuşma Yeteneğini Geliştirme İbadeti Programında yer aldı. Bill şunları söylüyor: “Konuşmamı yazıya döküyordum ve bir birader de bunu sunuyordu. Konuşmadan sonra, programın nazırı konuşmanın içeriği hakkında bana nasihat veriyordu.”

      Cemaatteki başka kardeşler de Bill’in vaaz etme işinde düzenli şekilde payı olmasına yardım etti. Bill’in cemaate hizmet-yardımcısı olarak tayin edilmesi, onun sadakatini görenleri şaşırtmadı. Sonradan, bacakları kuvvetten düştüğünde ve felç onu daha da etkilediğinde, evinden çıkamaz oldu ve sonunda yatalak oldu. Bu engeli aşabildi mi?

      Doyum Verici Bir Hobi

      Bill, “Bütün gün evde olduğumdan oyalanacak bir şeyler arıyordum” diyor. “Felç olmadan önce fotoğraf çekmekten zevk alırdım. Bu nedenle, hayatımda hiç resim yapmamış olmama rağmen, resim yapmayı denemeyi düşündüm. Ben sağ eliyle iş gören biriydim; fakat sağ elimin tümü ve sol elimin iki parmağı felç olmuştu. Her neyse, Rose boyama teknikleriyle ilgili bir yığın kitap satın aldı. Onları inceledim ve sol elimle resim yapmaya koyuldum. Çok sayıda resmim çöpe gitti; ancak sonunda öğrenmeye başladım.”

      Bugün Bill ve Rose’un dairesini süsleyen güzel suluboya resim koleksiyonu, Bill’in başarısının beklentilerinin ötesinde olduğunu gösteriyor. Bill şunları ekliyor: “Yaklaşık beş yıl önce sol elim öyle çok titremeye başladı ki resim yapmayı tümüyle bırakmak zorunda kaldım; ancak bu hobi uzun yıllar bana büyük bir doyum verdi.”

      Geriye Kalan Tek Hedef

      Bill şunları anlatıyor: “Sağlık sorunlarımın başlamasından bu yana 50’yi aşkın yıl geçti. Mukaddes Kitabı, özellikle Mezmurları ve Eyub kitabını okumak beni hâlâ teselli ediyor. Teşkilatın yayınlarını okurken de zevk alıyorum. Cemaatimizdeki kardeşlerin ve seyahat eden nazırların ziyaretleri ve anlattıkları yapıcı tecrübeler de benim için bir teşvik kaynağı oluyor. Ayrıca, İbadet Salonuyla kurulan telefon bağlantısı sayesinde ibadetleri dinleyebiliyorum; aynı zamanda bölge ibadetlerinin video bantlarını da alıyorum.

      Sevgi dolu bir eşe sahip olduğum için minnettarım. Bu yıllar boyunca o benim yakın arkadaşım oldu. Şimdi kendi ailesiyle birlikte Yehova’ya hizmet eden kızımız da hâlâ çok büyük bir sevinç kaynağı. Kendisine yakın kalmama yardım ettiği için özellikle Yehova’ya teşekkür ediyorum. Bugün, bedenim ve sesim daha güçsüz olduğundan, çoğu kez resul Pavlus’un şu sözlerini düşünüyorum: ‘Bu nedenle cesaretimizi yitirmeyiz. Her ne kadar dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor.’ (II. Korintoslular 4:16, Müjde) Evet, kalan tek hedefim yaşayabildiğim sürece ruhen uyanık kalmaktır.”

      [Dipnot]

      a Yehova’nın Şahitleri tarafından yayımlanmış ve baskısı tükenmiştir.

      [Sayfa 12’deki pasaj]

      “Ameliyattan sonra yutkunamadım. Bir sözcük bile söyleyemedim. Konuşamaz duruma gelmiştim”

      [Sayfa 13’teki resim]

      Bugün karım Rose ile

Türkçe Yayınlar (1974-2026)
Oturumu Kapat
Oturum Aç
  • Türkçe
  • Paylaş
  • Tercihler
  • Copyright © 2025 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
  • Kullanım Şartları
  • Gizlilik İlkesi
  • Privacy Settings
  • JW.ORG
  • Oturum Aç
Paylaş