Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • Rahab İman İşleriyle Adil Beyan Edildi
    Gözcü Kulesi—1994 | 15 Ocak
    • fethetmelerini bereketlemesi, çaşıtların ahlaksızlık işlemediğini açıkça ortaya koyar.—Levililer 18:24-30.

      Rahab’ın çaşıtları kovalayan kişilere onları yanlış yola yöneltmek amacıyla söylediği sözler hakkında acaba ne denebilir? Tanrı onun tutumunu tasvip etti. (Romalılar 14:4 ile karşılaştırın.) Rahab, O’nun hizmetçilerini korumak için hayatını tehlikeye attı, bu da imanının bir kanıtı idi. Kötü niyetle yalan söylemek Yehova’nın gözünde yanlış olmakla birlikte, bir kişi onu bilme hakkına sahip olmayanlara doğru bilgiyi açıklamak zorunda değildir. İsa Mesih bile, bunu yapmanın gereksiz yere zarara yol açacağı durumlarda, tüm ayrıntıları söylemekten ya da doğrudan cevaplar vermekten kaçındı. (Matta 7:6; 15:1-6; 21:23-27; Yuhanna 7:3-10) Tabii, Rahab’ın düşman memurlarına yanlış yol göstermesi de bu anlayışın ışığında ele alınmalıdır.

      Rahab’ın Aldığı Ödül

      Rahab imanı uygulamakla acaba nasıl ödüllendirildi? Onun, Eriha’nın yok edilişi sırasında korunmuş olması muhakkak Yehova’nın bir bereketiydi. Rahab daha sonraları, çölde bulundukları sırada Yahuda sıptının reisi olan Nahşon’un oğlu Salmon ile evlendi. Salmon ve Rahab, Tanrı’dan korkan Boaz’ın ana-babası olarak, İsrail’in kralı Davud’a giden soy hattının bir halkasını oluşturdu. (I. Tarihler 2:3-15; Rut 4:20-22) Daha önemlisi, bir zamanlar fahişe olan Rahab, Matta’nın verdiği İsa Mesih’in soy hattında adı geçen dört kadından biridir. (Matta 1:5, 6) Yehova’dan gelen ne büyük bir bereket!

      İsrailli olmamasına ve önceden bir fahişe olmasına rağmen, Rahab, Yehova’ya tam imanı olduğunu işleriyle kanıtlayan bir kadının göze çarpan bir örneğidir. (İbraniler 11:30, 31) Rahab başka bir ödül de alacak—aralarında fahişe olarak sürdürdüğü yaşam biçimini terk etmiş kişilerin de bulunduğu diğer birçok insan gibi cennet bir yeryüzünde diriltilerek hayata getirilecektir. (Luka 23:43) Rahab, işlerle desteklediği imanı nedeniyle gökteki sevgi dolu ve bağışlayıcı Babamızın tasvibini kazandı. (Mezmur 130:3, 4) Onun iyi örneği, adaleti seven herkesi ebedi hayat için Yehova’ya ümit bağlamaya muhakkak teşvik eder.

  • Gökteki Krallık İşinde Gözümüzü “Saf” Tutmak
    Gözcü Kulesi—1994 | 15 Ocak
    • Gökteki Krallık İşinde Gözümüzü “Saf” Tutmak

      ÖNCEDEN Doğu Almanya olarak tanınan Demokratik Alman Cumhuriyetinin (GDR) ömrü fazla uzun sürmedi. 3 Ekim 1990’da, yaklaşık Liberya veya Tennessee eyaleti (ABD) büyüklüğündeki toprakları Batı Almanya diye adlandırılan Federal Alman Cumhuriyeti ile birleştirildiğinde kırk bir yıllık varlığı son buldu.

      İki Alman devletinin yeniden birleşmesi çok sayıda reformun yapılmasını gerektirdi. Bu iki ülkeyi birbirinden ayıran sınır sadece fiziksel değil, ideolojikti. Bütün bunlar orada yaşayan halk için ne anlama geliyordu ve Yehova’nın Şahitleri için yaşam nasıl değişti?

      Wende, yani yeniden birleşmeyi mümkün kılan 1989’daki devrim, kırk yıl süren katı sosyalizmin ardından aniden geldi. Bu devre boyunca Yehova’nın Şahitlerinin faaliyeti yasaklanmıştı ve onların üzerine getirilen zulüm zaman zaman çok şiddetli idi. Özgürlük Demokratik Alman Cumhuriyetine girdiğinde halk arasında bir sevinç dalgası yayıldı. Fakat bu sevinç dalgası yavaş yavaş dindiğinde, birçokları şaşkın, umutsuz ve hatta hayal kırıklığına uğramıştı. İki Almanya’yı sosyal, politik ve ekonomik yönlerden bir bütün haline getirmenin büyük bir iş olduğu anlaşılmıştı.

      Der Spiegel dergisinde çıkan “162 Tage Deutsche Geschichte” (162 Günlük Alman Tarihi) isimli özel rapora göre, birleşmeden sonra işsizlik, enflasyon ve kiraların yükselişinden duyulan korku yaygınlaştı. Eski Doğu Almanya’da yaşayan birçokları, kendi kendine, “Yeterli emekli maaşım olacak mı” diye soruyordu. Konut konusunda ne denebilir? Rapora göre, “Doğu Almanya’nın her tarafında eski yapılar harabeye dönüşüp sokaklar tümüyle oturulamaz duruma gelmektedir.” Çevre kirliliği korkunç boyutlara erişmiştir.

      Böyle bir sosyal ve ekonomik karışıklık karşısında, eski Doğu Almanya’da oturan Yehova’nın Şahitlerinin durumu acaba nasıldır?

      Gözü Uygun Şekilde Odaklanmış Durumda Tutmak

      Yehova’nın Şahitlerinin ideolojik sınırları yoktur. İster Doğu’da ister Batı’da olsun, onların Mukaddes Kitaba dayanan imanı aynıdır. Yaşadıkları toplumsal çevre değişim geçirirken Yehova’nın Şahitlerinin çoğu, gözlerini asıl hedef olan Yehova’ya hizmet etme üzerinde sabitleştirerek ruhi dengelerini korumaktadır. Bu neden zorunludur?

      Çünkü “bu dünyanın heyeti geçiyor.” (I. Korintoslular 7:31) İsa’nın takipçisi olan bir ihtiyar, Wende (devrim) öncesi dönemdeki yasak altında vaaz etmenin cesaret talep ettiğini söylüyor; bu durum Şahitlere Yehova’ya güvenmeyi öğretti ve onları Mukaddes Kitabı kullanma yönünden eğitti. Fakat şimdi, “materyalizm ve yaşam kaygıları tarafından yoldan saptırılmamak için daha çok dikkat etmeliyiz.”

      Özgürlük ve gelişme çoğu kez maddi kavramlarla ölçülmektedir. Bu bölgede yaşayan birçok insan, kaybettikleri vakti veya belki de yoksun kalmış oldukları bazı zevkleri düşünerek bunu telafi etme ihtiyacı hissediyor. Güney’de bulunan Thüringen ve Saksonya’nın şehir ve köylerindeki taşlı sokaklardan araba ile geçilirken bu durum açıkça belli oluyor. Yolların onarılmasına ihtiyaç var ve konutlar basittir, fakat TV uydu antenlerinin fazlalığı dikkat çekiyor. Bir kimsenin, güvenliğin ve mutluluğun gözün gördüğü her şeye sahip olmaktan kaynaklandığına inanmak üzere aldatılması çok kolaydır. Bu ne denli tehlikeli bir tuzaktır!

      İsa, Dağdaki Vaazında, maddi şeylere ve yaşam kaygılarına gereğinden fazla dikkat etmenin tehlikeleri hakkında konuştu. “Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin” diyerek uyarıda bulundu. Sözlerine şunu ekledi: “Bedenin ışığı gözdür; imdi, gözün saf olursa, bütün bedenin aydın olur.” (Matta 6:19, 22) Acaba ne demek istedi? Saf bir göz, odaklanmış ve zihne berrak görüntüler gönderen gözdür. Saf olan ruhi bir göz, Tanrı’nın Gökteki Krallığının görüntüsünü berrak şekilde korur. Böylece İsa’nın bir takipçisinin, gözünü, saf, kaygıları arka plana atarak bütünüyle Tanrı’nın Gökteki Krallığı üzerinde odaklanmış durumda tutma kararı, ruhen dengeli kalmasına yardım eder.

      Bu durum, Wende sırasında Saksonya’nın Zwickau şehrinde yaşayan, Mukaddes Kitaba ilgi gösteren bir çiftin tecrübesinden anlaşılabilir. Dünyevi işleri çok vakit talep ettiği halde, onlar ruhi çıkarlara öncelik verip bütün cemaat ibadetlerine katıldılar. “Dükkânımızı düşündüğümüzde bu vakti bulmak bizim için çok zordur” dediler, “fakat ruhi yönden buna ihtiyacımız var.” Ne hikmetli bir karar!

      Gene Saksonya’nın Plauen şehrinde oturan bir ailenin durumunu göz önünde bulunduralım. Koca, kendi işyeri olan usta bir sanatkâr, bir saatçi idi. Wende’den sonra, dükkânının kirası korkunç derecede arttı. Ne yapmalıydı? “Çok para gerekli olacaktı, fakat ben hakikati hakikate göre yaşamak için öğrendim.” Böylece dükkânını, kiraların daha düşük olduğu kenar mahallelerden birine taşıdı. Evet, bu saatçi gözünü nasıl saf tutacağını çok çabuk öğrendi.

      Ne var ki, bazıları bunu çok geç öğrendi. İsa’nın takipçisi olan bir ihtiyar, yeni tanışılan serbest piyasa ekonomisinin çok şey vaat ettiğini düşünerek, iş hayatına atıldı. Seyahat eden bir nazır, iş bağlantılarının ruhi düşünüşünü yok etmesine izin vermemesi konusunda onu içtenlikle ve ısrarla uyardı. Fakat üzücüdür ki, tam böyle oldu. Birkaç ay sonra birader ihtiyarlık hizmetini bıraktı. Daha sonra şunları yazdı: “Kendi tecrübeme dayanarak, hizmet imtiyazlarına erişmeye çalışan bütün kardeşlere, kendilerine ait bir iş kurmaya çalışmamalarını öneririm.” Bu, İsa’nın bir takipçisinin tüccar olmasının yanlış olduğu anlamına gelmez. Fakat işimiz kendimize ait olsa da, olmasa da, ekonomik kaygılara dikkatimizi gereğinden fazla vermek, bizi ister istemez zenginliğin kölesi durumuna düşürebilir. İsa bunun sonucunu gösterdi: “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez; çünkü ya birinden nefret eder ve ötekini sever, yahut da birini tutar, ötekini hor görür.” (Matta 6:24) Alman şairi Goethe şunu söyledi: “Özgür olmadığı halde özgür olduğuna inananlardan daha çaresizce köle edilmiş kimse yoktur.”

      Gerçek bir fırtınaya yakalanmamız, hedefi gözden kaybetmemek için gözlerimizi kısmamızı veya ellerimizi onlara siper yapmamızı gerektirebilir. Siyasal, ekonomik veya toplumsal karışıklıklar ile sarıldığımızda da, ruhi hedefimizi gözümüzün önünde tutmak üzere zihnimizi bir nokta üzerinde toplamak gereklidir. Acaba İsa’nın bazı takipçileri Gökteki Krallığın işinde gözlerini saf tutmak üzere ne yapıyorlar?

      Gökteki Krallıkla İlgili Artan Faaliyet

      Eski Doğu Almanya’nın her tarafında Şahitler vaaz etme işine her zamankinden daha fazla vakit ayırmaktadır. Son iki yıl içinde, tarla hizmetinde harcanan ortalama vakit yüzde 21 artmıştır. Bu, ev Mukaddes Kitap tetkiklerinde yüzde 34’e varan çarpıcı bir artış ile sonuçlanmıştır. Bundan başka, sadece iki yıl öncesiyle karşılaştırıldığında, şimdi daimi öncülerin sayısı dört misli artmıştır. Başkaları kaygı çekip durumdan şikâyet ederken, Yehova’nın eski Doğu Almanya’nın sınırları içinde yaşayan 23.000’den fazla Şahidi, gözlerini saf tutarak duruma göğüs germektedir. Bu, Gökteki Krallık ile ilgili faaliyetin şaşılacak derecede artmasına katkıda bulunmuştur.—Yeşu 6:15 ile karşılaştırın.

      Genişleyen faaliyet, Yehova’nın Şahitlerinin çoğunluğunun oturduğu güneydeki sahanın iyi bir şekilde işlenmesine neden oluyor. Oradaki birçok kent tarihsel açıdan isim yapmıştır. Üstün kalitede porselen seviyorsanız, Dresden’e yakın olan Meissen şehrini, dünyanın en zarif porseleninin yapıldığı yer olarak tanıyacaksınız. Meissen’de şimdi Gökteki Krallığın yaklaşık 130 müjdecisi oturuyor. Veya “Alman klasiğinin başkenti” olan Weimar’ı ele alın. Şehir merkezindeki Goethe-Schiller Abidesi, Weimar ile bu iki yazar arasındaki asil bağlantıya tanıklık eder; bu da, orada oturan birçok insan için gurur kaynağıdır. Bugün Weimar, içinde yaşayan iyi haberin 150’den fazla müjdecisinden dolayı da gurur duyabilir.

      Bununla birlikte, daha az müjdecinin oturduğu ve cemaatler arasındaki uzaklığın daha fazla olduğu kuzeyde durum çok farklıdır. Orada iş bulmak özellikle zordur. İşçi olanlar, işini kaybetmemek için mesaiye kalma baskısı altındadır. Kuzeyde dolgun vakitli vaiz olarak hizmet eden bir birader şunları anlatıyor: “Yasak altındayken her biraderin tarla hizmetinde Yehova’nın korumasına ihtiyacı vardı; bununla birlikte iş bulmak zor değildi. Bugün ise, durum tam tersidir. Vaaz etme özgürlüğüne sahibiz, fakat iş bulmak konusunda O’nun rehberliğine ihtiyacımız var. Böyle bir değişikliğe alışmak kolay değildir.”

      Acaba müjdeciler daha sık vaaz edebildiklerinden dolayı mutlu mudur? Wolfgang’ın bu husustaki düşüncesi şöyledir: “Aynı müjdecinin aynı sahayı tekrar ve tekrar çalışması çok daha iyidir. İnsanların ona karşı güveni artar ve daha samimi davranırlar.” Bunun yanı sıra, ev sahipleri “artık gelip geçenler işitse bile, kapıda din hakkında konuşmaktan çekinmiyor. Din konusu bir tabu olmaktan çıkmıştır.” Ralf ve Martina da aynı fikirde: “Sahamızda sık sık çalışmaktan sevinç duyuyoruz. Bu şekilde insanlarla şahsen tanışabiliriz. Ayrıca, elimizde bulunan yayınların çeşitliliğinden dolayı da heyecan duyuyoruz.”

      Yayınlarımıza Duyulan Takdir

      Ralf ve Martina özellikle Das Leben—Wie ist es Entstanden? Durch Evolution oder durch Schöpfung? kitabını çok takdir ediyorlar. Bu kitap, eski Doğu Almanya’da ateizmi benimsemiş olan birçokları için Mukaddes Kitabı tetkik etmek üzere harikulade bir yardımdır. Ralf ve Martina aynı malzemeyi özet olarak içeren bir yayının çıkmasını istiyorlardı. “1992’de, Dresden’de yapılan ‘Işık Taşıyıcıları’ Bölge Kongresinde Tanrı Bizimle Gerçekten İlgileniyor Mu? başlığını taşıyan küçük kitabın sunulmasından ne kadar heyecan duyduk. Bu, dualarımızın cevabı idi.” diyerek duygularını dile getirdiler.

      Şahit olmayan birçokları, Yehova’nın Şahitlerinin inancını yansıtan yayınları takdir etmeye başladı. Temmuz 1993’de, sosyal eğitim dalında okutmanlık yapan bir kadın, konuşmalarını hazırlarken yararlandığı yayınlarımız için “derin saygı ve sıcak teşekkürler”ini ifade etmek üzere bir mektup yazdı. Ocak 1992’de, Rostock’ta oturan bir kadın, kapısına gelen iki Şahitten Du Kannst für Immer im Paradis auf Erden Leben adlı kitabı kabul etti. Almanya’daki şube bürosuna şunları yazdı: “Ben Luterci Kilisenin bir mensubuyum. Yehova’nın Şahitlerinin teşkilatının faaliyetlerine büyük hürmetim var. Onlar, Tanrı’nın rehberliği olmaksızın insanın artık varlığını devam ettiremeyeceğini kararlı bir şekilde beyan ediyorlar.”

      Hıristiyan âleminin kiliseleri, üyelerine acaba ne kadar ruhi yönlendirme verdi? İtibarlı bir gazete olan Die Zeit Aralık 1991’de bir yorumda Luterci Kiliseden söz ederek, onun “kısa zaman için, barışçı devrimin anası olarak şöhretin tadını çıkarmış ise de, kamu gözündeki itibarının hızla azalmakta olduğunu” söyledi. Evet, Luterci Kilisenin bir temsilcisi şöyle yakındı: “İnsanlar serbest piyasa sistemindeki yaşamı cennet ile karıştırdı.” Magdeburg’da oturan bir kilise üyesi mektup ile bilgi istedi. Neden? Şunları yazdı: “İnançsızlıkla gülümseyerek geçen yıllardan sonra, şimdi, bu dünyanın son günlerinde bulunduğuna ve yakın gelecekte büyük sıkıntılarla karşı karşıya geleceğimize tam olarak inanıyorum.”—II. Timoteos 3:1-5.

      Genişletme Amacıyla İnşa Faaliyeti

      Wende’den önce, Doğu Almanya’da İbadet Salonlarının inşa edilmesine izin verilmiyordu. Şimdi ise, Salona acil bir ihtiyaç var ve onları inşa etme işine öncelik verilmektedir. Bu, fevkalade değişikliklerin gerçekleştiği hakiki tapınmanın başka bir yönüdür. Bir biraderin tecrübesi, bu değişikliğin gerçekten ne kadar hızlı olduğunu göstermektedir.

      Mart 1990’da, Yehova’nın Şahitleri Doğu Almanya’da yasal olarak tanındıktan sadece birkaç saat sonra, bir birader Şahitlerden oluşan bir gruba hitap etmek üzere davet edilmişti. Hayatında ilk kez mikrofon kullanmıştı. İki buçuk yıl sonra, ait olduğu cemaat yepyeni bir İbadet Salonunu hizmete açtı. 1992’nin sonunda, 16 cemaat için yedi İbadet Salonu inşa edilmişti. Şu sırada 30’dan fazla İbadet Salonunun ve güzel bir Kongre Salonunun inşası planlanmaktadır.

      Gözü Tanrı’nın Krallığı Üzerinde Sabit Tutmak

      İsa’nın takipçisi bir ihtiyar şöyle anlatıyor: “Wende’den kısa süre sonra, birçok insan Mukaddes Kitabı reddetti. Ümitlerini, nihayet daha iyi koşullar vaat eden yeni hükümete bağladılar.” Onların umdukları gerçekleşti mi? “İki yıl içinde fikirlerini değiştirdiler. İnsanlar, şimdi, insan hükümetlerinin asla barış ve adaleti getiremeyeceği konusunda bizimle hemfikirdirler.”

      Katı sosyalizmin Doğu Almanya’da yok olduğu ve onların görüşüne göre, batı ideolojisinin altın çağı müjdelendiği zaman, insan yığınları sevinçten coştu. Fakat hayal kırıklığına uğradılar. Hangi hükümet başta olursa olsun, Yehova’nın Şahitleri, gözlerini saf ve göklerde bir yıldız gibi parlayan Tanrı’nın Krallığı üzerinde sağlam bir şekilde sabitleşmiş tutarlar. Böyle bir ümit hiçbir zaman hayal kırıklığına yol açmayacaktır.—Romalılar 5:5.

      [Sayfa 26’daki resimler]

      Yehova’nın Almanya’daki Şahitleri özgürlüklerini Gökteki Krallıkla ilgili faaliyetteki paylarını arttırmak üzere kullanmaktadır

Türkçe Yayınlar (1974-2026)
Oturumu Kapat
Oturum Aç
  • Türkçe
  • Paylaş
  • Tercihler
  • Copyright © 2025 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
  • Kullanım Şartları
  • Gizlilik İlkesi
  • Privacy Settings
  • JW.ORG
  • Oturum Aç
Paylaş